Havana mı, Habana mı?

41 0

Hiç olmasa bir kere dahi şu cümleyi kurmayanınız yada en azından duymayanınız var mı?

“Küba’yı değişmeden mutlaka görmek lazım…”

Biz de işte bu cümleyi fazlasıyla kurarken şansımıza bir seyahat planı yapabildik ve 3 günlüğüne de olsa Küba’yı değişmeden(!) görebildik…

Şimdi Küba’ya gitmek Edirneye köfte yemeğe gitmeye benzemiyor. Herşeyden önce gidiş süresi 13 saat, dönüş ise neredeyse 16 saate denk geliyor. THY Küba’dan dönerken önce Carasa uğruyor sonra İstanbul.

Yani olmadı biz dönücez desen 29 saatini çöpe atıveriyorsun. Uzun lafın kısası iyi ve eksiksiz bir yapılacaklar listesine ihtiyacınız var. Sonra dönüşte “şunu da yaptın mı, bunu da gördün mü?..” gibi sorulara “hass..” olmayın…

Bu konuda size yardımcı olacak uygulama yada servis/siteler mevcut, faydalanın. Bir uyarı eğer TripAdvisor kullanıyorsanız haritanın tam olarak indirdiğinizden emin olun. Yanınızda da başka bir sivri zekalı yoksa körlemesine uçmaya başlarsınız. Yani haritayı gideceğiniz şehre göre Google, Tripadvisor yada başka bir yerden indirin, dua edersiniz.

Neden? – Çünkü ; memlekette internet hiç denecek kadar yok!

Bilindiği üzere bizim mobil operatörler faiş fiyatlara destek veriyorlar. Elinizde sadece kaldığınız otelin dandik bağlantısı yada sokaklarda, sadece belirli yerlerde, satılan karaborsa wi-fi noktaları kalıyor. Yani ben internetten haritaya bakar gezerim biraz tuzlu olabilir, hatta olur…

İşte tam bu hazırlıkları tamamlayaraktan yapılacak listemi hazırladım ;

  • Fotoğraf çek
  • Klasik arabalarla kısa bir şehir turu
  • Mohito’nun yaratıldığı ….. barına git
  • Devrim müzesine git
  • Puro için korsan satıcılarla pazarlık (ciddi sipariş vardı:)
  • Hemingway’in takıldığı bara git
  • Viktor Hugo evini gör
  • Atatürk büstünde selfie

Bunların hepsini 3 güne sığdırabildim. Bunun yanında sokaklarında bol bol gezdim. İlk anda biraz ürktüğümü kabul ediyorum. Özellikle yanımda eşim varken ve nelere nasıl tepki vereceğini bilmediğim bir toplumun tabiri yerindeyse damarlarında, ara sokaklarında gezmek istiyordum. Yaptım da, ve hiç bir problem yaşamadım.

Öncelikle insanlar inanılmaz neşeli, bir süre sonra farkına bile varmadan kendinizi bırakıveriyorsunuz. En fazla övündükleri özelliklerden biri de çok güvenli olmaları. Şöyle bir örnek vereyim.

Yanınızda bir bayan ile gecenin 2 de en ufak bir sözlü yada fiziksel bir gerilim yaşamadan burada İstanbul’da girmeye korktuğunuz sokaklardan bin beter görünümlü sokaklarda korkusuzca ve hatta arada karşılaştığınız insanlarla selamlaşarak şakalaşarak yolunuza gidebiliyorsunuz.

Havana, özellikle Old Havana, yürüyerek gezilebilir diyebilirim. Yürüyerek ulaşamanın zor olduğu belli başlı yerler var, oralara da klasik arabaları kiralayıp gezebiliyorsunuz.

Oraya turist olarak giden hemen herkes bir şekilde fotoğraf çekmek için adeta birbirleriyle yarışıyor. Aslında haklılarda şehir inanılmaz renkli ve haraketli. İstanbul’da sokak fotoğrafçılığı için genelde ziyaret edilen mekanlarda bile ayda bir görebileceğiniz anları adım başı görebiliyorsunuz.

Yani amacınız fotoğraf çekmekse yanınızda bol bol hafıza kartı ve yedek pil götürün. Sizi sokaklara ilk saldıklarında deli gibi her poza atlıyorsunuz. Sonra içinizi bir rahatlık sarıyor ve daha sakin ve dikkatli bakmaya başlıyorsunuz. Çünkü şehrin tamamı doğal bir stüdyo gibi. Portre çekmek isterseniz genelde bir problemle karşılaşma ihtimaliniz çok düşük.

Bazı küçük dükkanlar ziyaret etmeden yada bazıları alışveriş yapmadan çekim yapmanıza izin vermeyebiliyor ama bu sadece görüntüyü küçük bir karton parçası ile bozarak yapıyorlar.  Bu bazı icon karakterlerde de aynı şekilde. Bu şekilde geçimini sağlayanlar var. Küçük bir miktar bağış yaparsanız bu karakterler size istediğiniz gibi poz verebiliyor. Vermezseniz onlarda kartonla yüzlerini kapatıyorlar.

Kübaya gideceğimi öğrenen ve puro sever arkadaşlar hemen siparişleri sıralamaya başladılar tabi. Bende puro tecrübesi olmadığı için onlarca not ve bilgi aldım. Arayışıma başladığımda ise olayın çok farklı olduğunu gördüm.

Şimdi çok paranız varsa ve uğraşmak yada kazıklanmak riskine girmek istemiyorsanız, girip normal bir puro mağzasından parasını verip yüksek kalite bir ürü alabiliyorsunuz. Ben o kadar para vermem diyenlerdenseniz işiniz çok zor.

Ben ilk gün dinlenmek için oturduğumuz küçük bir kafe/bar mekanda tanıştığım birinin aklıyla bir pazarlığa girdim. Beni öyle bir mekana götürdüki aklım çıkacak sandım. Ancak filmlerde görebileceğiniz türden yıkık virane binalar içerisinde kutu kutu odalarda yaşanan hayatlar. Sonunda adamın odasına varabildik, normalde 5 dakika süren gidiş bana asır gibi geldi.

Havana’da bir çok yerde iyi mojito içebiliyorsunuz ama La Bodeguita del Medio‘nun havası farklı. Söylenilene göre mojitonun doğduğu yermiş. Ayakta kafanıza göre müzik eşliğinde içerde yada dışarda takılabiliyorsunuz. Küçük, kalabalık ama eğlenceli bir mekan.

Başka bir mekan daha var Floridita. Burası da güzel ama lokasyonu cadde üstünde, içerde oturacak yer bulmak genelde zor (3 farklı zamanda deneme yapıp başaramadık). İçkinizi alıp dışarıda eğlenemiyorsunuz, bildiğiniz caddenin kenarında kalıyorsunuz gibi oluyor 🙂 Bana ilk mekan daha saklı ve özel geldi.

Listede çok az şey kalmıştı. Devrim müzesi Atatürk büstü bir de Viktor Hugo’nun evi. Hugo’nun evini gezme-kaybolma seanslarımızın bir tanesinde tesadüfen bulduk diyebilirim. Ara sokakların birinde saklı bir ev. Gördük mü? Gördük… Atarük büstü anayol üstünde sahile bakıyor içlerde aramayın yani.

Devrim müzesi için gerçekten zamana ihtiyacınız var. Özellikle fotoğraf ve video çekmek isteyenler için. Hiç bir ayrıntıyı kaçırmayın derim. Yanlış hatırlamıyorsam 2-3 saatmiz burada geçti. O kadar Küba’ya gittiyseniz kesinlikle pas geçmeyin derim.

Küba gezimiz bol hedefli ama az vakitli formatıyla koşturmaca içinde geçti ama keyifliydi. Bir daha gider miyim dersen cevabım kesinlikle evet olur. En azından bir dahaki seferde daha hazırlıklı ve donanımlı olurum.

Konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.